Okunmalı, Çünkü Tek Bir Hayatımız Var!

Uluslararası bestseller! 2 milyon satış rakamı! 22 dile çeviri!

21. yüzyılın modern dünyası bize çok şey sağladı: Akıllı telefonlar, süper teknolojik ev aletleri, saatte iki yüz kilometre yapan arabalar, herkesin kendi kanalını oluşturabildiği sosyal medya araçları ve daha niceleri…


Elimizdeki telefonlar sayesinde listemizdeki binlerce kişiyle anında yazışıp haberleşebiliyoruz. Eskiden sadece ekranlarda gördüğümüz ünlü yüzlere bile rahatlıkla ulaşabilecek seviyede kolay ve hızlı bir iletişim ağına sahibiz. Denizaşırı ülkelerin sokaklarıyla aramızdaki mesafe, masamızın başından kalkmadan alabileceğimiz bir uçak bileti kadar. Geçen yıllarda evimizin raflarını süsleyen cilt cilt ansiklopedilerin sayfalarına, önümüzdeki küçücük ekrandan bir tıkla girebiliyoruz. Uzaktaki sevdiklerimizle görüntülü konuşabiliyoruz vs. vs. Hepsi çok güzel. Ama sanki… daha yalnız, daha mutsuz, daha eksik miyiz hepimiz? Daha anlamsız değil mi hayatlarımız? Her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok gibi…


Herkeste benzer yakınmalar: “Hayatımda her şey yolunda ama bir şey eksik”, “İçimde sürekli bir sıkıntı var” , “Sabah kalkıyorum, akşam yatıyorum. Günler geçiyor ama ne için? Ne fark var aralarında?”, “Yaşamımın amacı ne, bilmiyorum.”


Birbirine benzer; kelimede farklı, özde aynı birçok cümle... Evet, modern hayat bize çok şey verdi ama bir o kadarını da aldı, alıyor: Makineleşme, materyalizm, reklam ve pazarlama kültürü, yalnızlaşma, duygusuzluk, motivasyon ve anlam kaybı…


Peki siz ne için yaşadığınızı biliyor musunuz? Yaşadığınız hayattan memnun musunuz? Yaşama tutkusunu içinizde hissedebiliyor musunuz? Cevabınız evetse, ne mutlu size! Dünyadaki az sayıda şanslı insandan birisiniz. Değilse de üzülmeyin, yalnız değilsiniz.

Çünkü dünyanın genelindeki insanlar aynı sorundan muzdarip, özellikle Batılı ülkelerdeki.


"İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar" isimli kitabımızın satışının 2 milyonu geçmesi, 22 dile çevrilmesi, 17 bin adet Türkçe baskısının nedeni de bu olmalı. Kitabın kadın kahramanı; refah seviyesinin en yüksek olduğu ülkelerden birinde yaşayan, bir zamanlar büyük aşk duyduğu adamla evlenmiş, çok tatlı bir çocuğu, güvenli ve iyi kazandığı bir işi olan ama olumsuz duygular içinde kıvranan Camille... Eşiyle ilişkisinde o eski günlerindeki büyük aşktan eser kalmamasından, çocuğu ile yeterince sağlıklı iletişim kuramamaktan, sabahları iş yolunda ayaklarının geri geri gidiyor olmasından, bir türlü veremediği kilolarından şikâyetçi. Hatta fırtınalı bir cuma gecesi, Paris'in uzak bir banliyösünde kaza yapmasının neticesinde tesadüfen tanıştığı Claude’a ağlayarak birdenbire içini döküvermesi de hep bu yüzden. Camille duygularını ifade ederken şöyle diyor:


“Aslında mutsuz değilim ama tam olarak mutlu da değilim. Mutluluk ellerimden uçup gitti ve bunu biliyor olmak çok korkunç bir his! Fakat böyle bir şey için doktora gitmek istemiyorum, kesin depresyonda olduğumu söyleyip bir sürü ilaç yazar! Aslında tek sorun ruhsuzluk... Önemli bir sorun sayılamaz belki ama işte... Sanki artık içimden hiçbir şey gelmiyor. Ayrıca bütün bunların bir anlamı olup olmadığından emin bile değilim!”

Ve böylece onun yolculuğu; hayatını daha anlamlı, daha çoşkulu kılma mücadelesi de başlamış oluyor. Rutinolog Claude bahsettiği sorunu çok iyi bildiğini, bunun yüzyılın insanının sorunu “akut rutinizm” olduğunu, ona yardım edebileceğini söylediğinde neler yaşayacağının henüz farkında değil pek tabii, ama sonra… sonra bambaşka bir şekilde ilerliyor her şey; onun tahmin sınırlarının çok ötesinde, bilgelikle dolu bir sürece giriyor. Adım adım, zamanla, idrak ederek, mücadele ederek, zorlanarak, zorlayarak değiştiriyor kendini ve hayatını. Şikâyet edip aynı mutsuz hayatı yaşamak yerine, o savaşmayı seçenlerden oluyor. Değerlerine göre yaşamayı, hayatının anlamını keşfediyor. Sonunda hep olmak istediği Camille oluyor! Hayatına ve kendine sahip çıkıyor! Çünkü o dünyaya bir kez geldiğimizin farkına varıyor.


Yaşamak için, yaşatmak için sadece bir şansımız var. Tekrar edilemez, geri döndürülemez bir zaman dilimi hayat. Camille bunu anlayıp mutsuz olduğu her şeyi değişiyor. Peki siz değişmeye hazır mısınız? Hayatınızı yeniden şekillendirmeye, hayallerinizi gerçekleştirmeye; aşkı, coşkuyu hissetmeye; her gün anlamlı bir hayata gözlerinizi açmaya hazır mısınız?


Öyleyse, sizi Camille ve onun hikayesi ile baş başa bırakayım. Bu yolculuğa birlikte çıkın. O sizin elinizden tutsun, siz de onun. Sıcak bir el olun birbirinizin omuzunda. Birlikte öğrenin, düşünün, hissedin, savaşın, pes edin, tekrar ayağa kalkın… ama mutlaka ilerleyin, değişin! Hayatınıza sahip çıkma vaktiniz geldi, çünkü sadece tek bir hayatınız var. Denemeye değer, değil mi?


"İkinci Hayatın Tek Bir Hayatın Olduğunu Anladığında Başlar"

kitabını keşfetmek için tıklayın.